Hızlanan dünya, sosyal medyaya kolay erişim ve devamlı kendimize koyduğumuz standartların yükselmesi sonucu çoğu kişinin yaşadığı büyük bir sorun: yetersizlik hissi. Her geçen gün günlük hayattaki küçük ama etkili haz kaynaklarımız giderek azalmakta. Bunun sonucunda devamlı daha fazlasını isteyerek aslında hiçbir zaman erişemeyeceğimiz bir zihin yapısını hedefliyoruz. Devamlı başarılı olma, sürekli motivasyonu koruma, hiç hastalanmama, hep enerjik olma ve her gün aynı zihinsel berraklıkla uyanma isteği insan yapısına aykırıdır. Ancak devamlı yetersizlik hisleriyle mücadele eden kişiler bu durumun böyle olmadığını hisseder. Ne kadar insanların doğal sınırlarını öğrenseler de bu durum onların yetersiz hissetmesine engel olmaz. Peki bu durumda ne yapılmalı? Sorunun kökenine baktığımızda benzer örüntüler görmekteyiz. Önce buradan başlayabiliriz.
Yetersizlik Hislerinin Kökeni
Bu his, çoğu zaman aniden ortaya çıkan bir duygu değil; çocukluktan itibaren zihnin, çevrenin ve deneyimlerin ilmek ilmek işlediği bir düşünce ve duygu kalıbıdır. İnsanın kendi doğal sınırlarını mantıksal olarak kabul etse bile kendini yetersiz hissetmeye devam etmesinin nedeni, bu hissin köklerinin çok daha derinde ve otomatikleşmiş şemalarda yatıyor olmasıdır.
Sorunun kökenindeki temel örüntüleri şu ana başlıklar altında inceleyebiliriz:
Sosyal medya, insan evriminin alışık olmadığı düzeyde bir kıyaslama bombardımanı sunar:
• Birey kendi hayatının tüm arkasındaki karmaşayı, zorlukları ve yorgunlukları bilirken başkalarının hayatının sadece en mükemmel, filtrelenmiş ve seçilmiş anlarını (vitrinini) görür.
• Zihin bu manipülasyonu mantıksal olarak bilse bile bilinçaltı sürekli olarak “Herkes çok mutlu, enerjik ve başarılı; ben ise geride kalıyorum” mesajını alır.
Bu Durumda Ne Yapılmalı?
Sorunun kökenleri derinde olsa da bu örüntüleri kırmak mümkündür:
Kendinize sadece mantıksal olarak “İnsanım, yorulabilirim” demek yetmez. Yorgun hissettiğinizde beliren o suçluluk ve yetersizlik duygusuna izin vermek, onunla savaşmamak gerekir.
Zihninize gelen “Yine başaramadın” sesini kendi öz kimliğiniz olarak değil, geçmişten kalan bir alışkanlık/otomatik düşünce olarak izleyin. “Zihnim bana şu an yetersiz olduğumu söylüyor” diyerek duygu ile aranıza mesafe koyun.
Aynı durumda yakın bir dostunuz olsaydı ona nasıl yaklaşırdınız? Kendinize de bir hata veya yorgunluk anında aynı anlayış ve şefkatle yaklaşmayı denemek.
“Hiç aksamayan performans” hedefini bırakıp “yeterince iyi” kavramını hayata uyarlamak.
Küçük, mikro hazları (bir bardak çayın kokusu, 10 dakikalık sessiz bir yürüyüş) büyük hedeflerin veya dış onayların önüne koyarak zihni "şimdi"ye odaklamak.
Yetersizlik hissinin kökeninde yatan bu mekanizmaları anlamak, değişimin ilk ve en önemli adımıdır.