Mide Fıtığı (Hiatal Herni) Nedir?
Hayır.
Bu iki kavram günlük pratikte sık sık birbirine karıştırılır.
Hiatal yetmezlik, diyaframdaki açıklığın gevşemeye başladığı ve yemek borusu ile mide birleşim bölgesinin yukarı doğru hareket etmeye başladığı erken dönemdir.
Mide fıtığında ise artık midenin bir bölümü göğüs boşluğuna doğru yer değiştirmiştir.
Başka bir ifadeyle her mide fıtığında hiatal yetmezlik vardır; ancak her hiatal yetmezlik henüz gerçek anlamda bir mide fıtığı değildir.
Bu ayrım özellikle reflü hastalarının değerlendirilmesinde önem taşır.
(Şekil 1: Normal anatomi ile Tip 1 sliding hiatal herninin karşılaştırmalı çizimi)
Tip 1 mide fıtığı, diğer adıyla sliding hiatal herni, tüm mide fıtıklarının yaklaşık %90-95’ini oluşturur. En sık görülen ve çoğu zaman en iyi huylu tiptir.
Bu tipte mide ile yemek borusunun birleşim noktası (gastroözofageal bileşke) diyaframın üzerine doğru yer değiştirir. Ancak midenin büyük bölümü normal yerinde kalmaya devam eder.
Tip 1 mide fıtığının en önemli özelliği, reflü hastalığı ile yakın ilişkili olmasıdır.
Normalde diyafram, yemek borusunun alt kapak mekanizmasının önemli bir parçasıdır. Bu bölge yukarı doğru yer değiştirdiğinde kapak mekanizması zayıflayabilir ve mide asidi daha kolay şekilde yemek borusuna kaçabilir. Bunun sonucunda;
göğüs yanması,
ağza acı su gelmesi,
geğirme,
yemeklerden sonra yanma hissi,
gece reflüsü
gibi şikâyetler ortaya çıkabilir.
Ancak burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak isterim.
Her Tip 1 mide fıtığı reflü yapmaz. Aynı şekilde her reflü hastasında da Tip 1 mide fıtığı bulunmaz.
Bu nedenle endoskopide küçük bir sliding hiatal herni görülmesi tek başına ameliyat anlamına gelmez.
Çoğu hastada yaşam tarzı değişiklikleri, kilo kontrolü ve gerektiğinde mide asidini azaltan ilaçlar ile uzun yıllar başarılı şekilde takip mümkündür.
(Şekil 2: Paraözofageal mide fıtığının şematik çizimi)
Tip 2 mide fıtıkları, Tip 1’e göre oldukça daha nadir görülür.
Bu tipte mide ile yemek borusunun birleşim noktası normal yerinde kalır. Ancak midenin üst kısmı (fundus), yemek borusunun yanından göğüs boşluğuna doğru ilerler.
İlk bakışta küçük gibi görünen bu anatomik değişiklik aslında oldukça önemlidir.
Çünkü bu hastalarda temel sorun reflü değildir.
Asıl problem, göğüs boşluğuna geçen mide bölümünün zamanla diyafram açıklığında sıkışabilmesidir.
Bu durumda;
mide kan dolaşımı bozulabilir,
mide kendi etrafında dönebilir (gastrik volvulus),
mide dokusunda beslenme bozukluğu gelişebilir,
hatta nadir de olsa mide duvarında nekroz meydana gelebilir.
Bu komplikasyonlar acil cerrahi gerektirebilen ve hayati tehlike oluşturabilen durumlardır.
İşte bu nedenle Tip 2 mide fıtıkları, reflü şikâyetleri olmasa bile cerrahi açıdan daha dikkatli değerlendirilmelidir.
Semptomatik hastalarda cerrahi tedavi genellikle önerilir. Tamamen tesadüfen saptanan ve hiçbir yakınması olmayan hastalarda ise karar; hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve cerrahi riski göz önünde bulundurularak bireysel olarak verilmelidir.
Bu nedenle “Tip 2 tanısı alan herkes kesin ameliyat olmalıdır.” demek kadar, “Hiçbir şey yapmadan takip edelim.” demek de doğru değildir. Karar kişiye özel verilmelidir.
(Şekil 4: Mide ile birlikte kolon, dalak ve ince bağırsağın göğüs boşluğuna yer değiştirdiği dev hiatal herni çizimi)
Tip 4 mide fıtığı hastalığın en ileri formudur.
Bu hastalarda yalnızca mide değil; kalın bağırsak, dalak, ince bağırsak ve nadiren pankreasın bir bölümü de göğüs boşluğuna doğru yer değiştirebilir.
Bu nedenle bazı kaynaklarda “dev mide fıtığı” veya “giant paraözofageal hernia” olarak adlandırılır.
Hastaların büyük kısmında yıllar içinde giderek artan şikâyetler gelişir.
Bunlar arasında;
erken doyma,
yemeklerden sonra göğüste baskı hissi,
nefes darlığı,
çarpıntı,
kansızlık,
kilo kaybı,
yutma güçlüğü
en sık görülen yakınmalardır.
Bazı hastalar artık katı gıda tüketemez hâle gelir ve yalnızca çorba veya püre ile beslenmeye başlar.
Meslek hayatım boyunca bu nedenle ameliyat ettiğim çok sayıda hasta oldu.
Dikkatimi çeken ortak nokta ise şuydu:
Hastaların önemli bir kısmı yıllarca yalnızca mide koruyucu ilaç kullanmış, farklı merkezlerde “ameliyatı çok riskli” denilerek takip edilmiş ve zamanla yaşam kalitesindeki ciddi bozulmayı kabullenmişti.
Oysa doğru hasta seçimi yapıldığında ve deneyimli ekipler tarafından gerçekleştirildiğinde, bu ameliyatlar hastaların yaşam kalitesinde son derece belirgin düzelme sağlayabilir.
Hiç unutamadığım hastalarımdan biri yıllardır katı gıda yiyemiyordu. Ameliyat sonrası ilk kontrolünde bana gülerek,
“Hocam, bir daha hayatım boyunca lahmacun yiyemeyeceğimi sanıyordum.”
demişti.
Bir cerrah için bazen en büyük mutluluk yalnızca başarılı bir ameliyat yapmak değildir.
Yıllardır nefes almakta zorlanan, rahat yemek yiyemeyen veya sosyal hayatı kısıtlanan bir hastanın yeniden normal yaşamına döndüğünü görmek, mesleğin en değerli taraflarından biridir.
Tipler Arasındaki Farkı Özetleyelim
Tip | En sık özellik | Reflü ilişkisi | Cerrahi gereksinimi
Tip 1 | Sliding | Sık | Genellikle gerekmez
Tip 2 | Paraözofageal | Daha az | Sıklıkla değerlendirilir
Tip 3 | Kombine | Sık | Çoğu hastada düşünülür
Tip 4 | Dev mide fıtığı | Değişken | Genellikle cerrahi gerekir
Akılda Kalsın
Her mide fıtığı aynı hastalık değildir.
Endoskopi raporunda yalnızca “hiatal herni” yazması, hangi tip mide fıtığına sahip olduğunuzu göstermez ve tek başına tedavi planını belirlemez.
Mide fıtığında doğru tedavi; fıtığın tipi, büyüklüğü, hastanın şikâyetleri, yaşı ve genel sağlık durumu birlikte değerlendirilerek planlanmalıdır.
Prof. Dr. Samet Yardımcı
Metabolik Cerrahi